Edebiyat hala hayatımızda mı?

Edebiyat hâlâ hayatımızda mı? Bu sorunun cevabı, kişinin bilgi birikimine, dünyaya bakışına ve en önemlisi hayata ne kadar dikkatle baktığına göre değişir. Edebiyatı gerçekten yaşayan, onu yalnızca bir ders ya da kitap sayfaları arasında sıkışmış bir alan olarak görmeyen insanlar için bu sorunun cevabı açıktır: Evet, edebiyat hâlâ hayatımızdadır. Hatta bazıları için edebiyat, hayatın ta kendisidir.

Edebiyatı yaşatmak isteyen, bu sanatı icra etmeyi kendine bir sorumluluk bilen kişiler, elbette edebiyatın yaşadığını değil, yaşattığını söyleyecektir. Çünkü edebiyat, yalnızca anlatmaz; düşündürür, hissettirir, yaralar ve iyileştirir. İnsan ruhunun en derin yerlerine dokunabilen nadir alanlardan biridir. Buna karşılık edebiyatı bir sanat olarak değil de zaman kaybı olarak gören kişi, bu dünyanın derinliğine inemediği için sıkılır. Ona göre edebiyat gereksiz, ağır ve belki de boş bir uğraştır. Oysa sorun edebiyatta değil, bakıştadır.

Günümüzde bu iki uç arasında kalmış bir çağda yaşıyoruz. Hızın, tüketimin ve yüzeyselliğin öne çıktığı bir dünyada edebiyat sessiz kalıyor gibi görünebilir. Fakat bizler, bu ikilem arasında edebiyatı ayakta tutmaya çalışan bir kesimiz. Hâlâ şiirler yazıyor, romanlar okuyor, satır aralarında kendimizi arıyoruz. İçimizdeki sanatçıyı, kırılgan ama hisli ruhu diri tutmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki insan yalnızca tutunan bir beden değil, hisseden bir ruhtur.

Yazmak, bizim için yalnızca kelimeleri yan yana dizmek değildir. Yazmak, anlatamadıklarımızı anlatma çabasıdır, içimizde kalan ve belkide içten içe bizi yoran şeyleri. Okumak ise başkasının hissettiklerinde kendini bulabilmektir. Bu yüzden edebiyat, insanla insan arasında kurulan en gerçek bağlardan biridir. Kimi zaman başkasının ruhuna dokunmak için, kimi zaman da uyuyan duyguları uyandırmak için yazarız. Her satır, bir çağrıdır. “Bende seninle hissediyorum” deme biçimidir.

Eminim ki bizden sonra da edebiyatı yaşatanlar olacak. Çünkü yazmak ve okumak eskimeyen şeylerdendir. Çağlar değişir, araçlar değişir fakat insanın anlatma ihtiyacı değişmez. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan hala bir yerlerde bir şeyleri içine sığdıramaz ve bunun en münasip yolu kimsenin bilemeyeceği bir dille, kendi hislerini bir yerlerde saklamaktır. İşte edebiyat da tam bu anlarda yanı başımızda bizi izleyen ve belki bekleyen bir dost gibidir. Asla kaçmayan, ne kadar uzak kalsan da seni daima eski samimiyeti ile bekleyen o arkadaş…

Dilerim ki bu hızla gelişen teknoloji çağında edebiyat unutulmaz, unutturulmaz. Yalnızca edebiyatı değil; hissetmeyi, hissettirmeyi ve insan kalabilmeyi de kaybetmeyiz. Ruhumuzu diri tutan şeyin yalnızca ilerlemek değil, durup hissetmek olduğunu daima hatırlarız.

Hiranur Arpaci

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir